YAMYAMLIK ÜSTÜNE
Bundan bilemediniz yirmi yıl öncesine
kadar Afrika, çoğumuzun kafasında insan eti yiyen ilkel ve vahşi
insanların yaşadığı büyük bir kara parçasıydı.Sömürgeci düzenin
sürdürülmesi amacıyla tezgahlanıpsunulan bir yamyamlık masalınmı,
sanırım çoğumuz anımsarız. Jomo Kenyatta, Kenya'da bağımsızlık savaşı
açtığında, gazeteler Mau-Mau'ları insan eti yiyen yamyamlar diye
göstermişlerdi. Uygarlıkla ilişkisi olmayan bu 'yamyam'ları, eski
deyimler 'zaptürapt' altında tutmak gerekiyordu .Yiyip içip
sömürgecilere dua etmeliydik: bu vahşiler günün birinde öteki kara
parçalarında da atlayıverirlerse halimiz nice olurdu? Bir kazanda
haşlanmamak için, Afrika'nın sahiplerinin orda kalması zorunluydu.
Geçenlerde Güney Amerika'da bir uçak kazasına uğrayıp sağ kalarak
And Dağları'ndaki kuş uçmaz kervan geçmez bir bölgeye düşenlerin,
kurtarılmayı beklerken kazada ölenleri yemek durumunda kaldıklarını
okuyunca bu 'yamyamlık' masalı geldi aklıma. Önce, “Kim bilir, belki de
insan eti yiyen bu kazazedeler arasında, Kenyatta'nın amyamlığına
inanmışlardan biri de vardı” diye güldüm. Sonra düşündüm: İnsanoğlu,
doğa karşısındaki savaşını, bizim uygarlık düzenimizin sınırları dışında
sürdürmek durumunda kalınca nasıl da değişiyor. And Dağları'na giden
kurtarma ekipleri biraz daha geç kalsaydılar, ölü insan etini yiyip
tüketen